Diğer taraftan da, tasvirlerdeki edebî güç ve kuvvet de yine Kur’ân’ın mucizeliğini ele vermektedir. Gelin şimdi bu mânâdaki bazı tasvirlere hep beraber bakalım:فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلٰى طَعَامِهِأَنَّا صَبَبْنَا الْمَۤاءَ صَبًّاثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّافَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّاوَعِنَبًا وَقَضْبًاوَزَيْتُونًا وَنَخْلًاوَحَدَۤائِقَ غُلْبًاوَفَاكِهَةً وَأَبًّامَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ “İnsan (şu) yiyeceğine bir baksın! (Nasıl) Biz suyu döktükçe döktük. Sonra toprağı güzelce yardık da orada daneler bitirdik. Üzümler, yoncalar, zeytin ve hurmalar; iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler, çayırlar… (hepsi) sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.”4
Mevlâ, evvelâ insanı yaratıyor. Ve onu nimetleriyle perverde ediyor. Sonra da bu nimetleri idrak etmesi için onları bütün teferruatıyla kitabında anlatıyor, nazara veriyor. Bütün bu nimetler karşısında duygusuz ve hissiz kalan insan acaba gerçek mânâda insanlığını kavrayabilmiş midir, mânâsına getiriyor.
“İnsan bir kere kendisine gönderdiğimiz rızka baksın.” Onları sebeplere ve kör tabiata vermenin imkânı var mı? “Yağmuru gökten öyle bir döküşle döktük ki!..” Bir tek mevsim o yağmur yeryüzüne dökülmeseydi acaba ne olurdu? Allah (celle celâluhu) nimetinin büyüklüğünü burada صَبَبْنَا kelimesiyle anlatıyor. “İndirdik” ya da “yağdırdık” demiyor da, صَبَبْنَا الْمَۤاءَ صَبًّا“Bir döküş döktük!” diyor. Hele düşünün bir kere, bir sene yağmur yağmasa ya da bulutlar kaçıverse, buharlaşan deniz suları uçup gitse, insan yeryüzünden fışkıracak bir damla su bulamadığı gibi gökten yere düşecek bir damla yağmur da bulamasa, o zaman her taraf çöle dönmeyecek mi? Öyleyse bu büyük nimet birkaç damla suyla değil de, bardaktan boşanırcasına dökülen sularla anlatılmalıdır.. zaten Kur’ân da böyle anlatıyor ve “Bir döküş döktük ki!” diyor.
Dipnotlar
- 4 Abese sûresi, 80/24-32.