Evet, herkesin dini kendine ama kobra gibi zehirlemekten lezzet alan, hayat-ı içtimaiye için bir semm-i kâtil olan, vicdanı tefessüh etmiş ve kâinattaki âsâr-ı ilâhiyeyi görmezlikten gelen, hatta Allah’a (celle celâluhu) başkaldıran, İslâm’a ve Müslümanlara harp ilan eden müşriklere karşı tavır alınması gerektiğini ifade edecektir. Demek ki bu, bir dönemde böyle uygulanacak, bir başka dönemde de karşı tarafın genel durumuyla alâkalı farklı bir uygulamaya geçilecektir.
İşte örneği: “Önceleri kendilerine kitap verilenlerden o Allah’a, ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan, O’nun hak dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verecekleri ana kadar mücadele edin.”33
Önce verilen emir ve mesaj ne olursa olsun burada her şey belli bir şart ve zamana bağlanmıştır. Yani onlar, İslâm’ı kabul eder, tecavüz ve şirretliği bırakır ve İslâm’ın intişarına mâni olmazlarsa, onlardan, Müslümanlardan alınan zekât türü, onların inkıyatlarını ifade eden bir cizye alarak musalahada (barış antlaşması) bulunmak suretiyle, artık mücadeleden vazgeçebilirsiniz, demektir.
Mesele bu seviyede mütalaaya alınınca insan, “Bu, kat’iyen Allah’ın (celle celâluhu) kelâmıdır, başkasının olamaz!” der.
Dipnotlar
- 33 Tevbe sûresi, 9/29.