İçeriğe geç

Görünen o ki, problem, insanın kendisinde çözülmeyince, Allah’ın nimetleri bile insan için bir belâ hâline geliveriyor. Farklı bir tabirle, nimet gibi görünen şeyler, hiç farkına varmaksızın insan için bir nikmet hâline gelebiliyor. Öyle ki, mârifet bir nikmet oluyor, hâkimiyet bir nikmet oluyor, idare etme imkân ve fırsatı bir nikmet oluyor, halkın teveccühü bir nikmet oluyor, belli makamları ihraz etme bir nikmet oluyor… Evet, kişi bu türlü imkânları elde edince, hiç farkına varmaksızın Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) yolundan ayrılıp Ramseslerin, Amnofislerin, İbnü’ş-Şemslerin yoluna sülûk edebiliyor.

Hazreti Musa zamanında vuku bulduğu rivayet edilen bir menkıbeyle mevzuu biraz daha açmak istiyorum. Vâkıa bu tür menkıbelerin aslı her zaman sorgulanabilir. Fakat menkıbelerde asla değil fasla bakılır. Yani önemli olan anlatılan bir menkıbenin bizim için ifade ettiği mânâ ve bizim ondan alacağımız derstir. İşte böyle bir menkıbeye göre, Seyyidina Hazreti Musa, Tur Dağı’na giderken yolda üzerinde elbise olmadığından dolayı kumların içine girmiş birisini görür. Bu zat Hazreti Musa’dan, mal sahibi olabilmesi için Cenâb-ı Hakk’a dua etmesini rica eder. Hazreti Musa onun bu ricasını Cenâb-ı Hakk’a arz edince, bu hâlin o şahıs için daha hayırlı olduğu bildirilir. Bunun üzerine Hazreti Musa, Cenâb-ı Hakk’ın bu mesajını adama iletir. Fakat o, daha başka şeylerin de hayırlı olabileceği mülâhazasıyla isteğinde ısrarcı olur. Neticede Allah Teâlâ, Hazreti Musa’ya o adama yardım etmesini emir buyurur. Hz. Musa’nın yardımı vesilesiyle adam bir müddet sonra elde ettiği imkânla bir koyun alır. Derken kısa zamanda geometrik bir artış meydana gelir ve adam sürülere sahip olur.

230