Gerçi biz وَالَّذِينَ جَۤاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ اٰمَنُوا “Onlardan sonra gelenler şöyle derler: ‘Rabbimiz, bizi ve imanda bizi geçen, bizden önce gelip de iman etmiş bulunan kardeşlerimizi yarlıga ve iman edenler için kalblerimizde en ufak bir gıll u gış bırakma!”184 âyet-i kerimesinin hükmüne bağlılığımızın ifadesi olarak sahabe efendilerimiz hakkında hep hüsnüzan ederiz. Fakat İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) onları terbiye ve tezkiyeyle vazifeli olduğundan, bir beşer olmaları itibarıyla onların ruhlarını nazar-ı itibara almış, ikaz ve tavsiyeleriyle içlerine gelebilecek bazı negatif düşüncelerin daha baştan önüne geçmeyi murad buyurmuş olabilir. Nitekim Huneyn’e giderken, bazılarının aklına, “Artık bu ordunun önünde kimse duramaz.” mülâhazası gelmiş, savaşın bidayeti itibarıyla muvakkat bir hezimet yaşanmış, fakat İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) fevkalâde gayretiyle, yaşanan idbar yeniden ikbale dönmüştür.
Bunun konumuzla irtibatına bakacak olursak, evet, bazen insanlar, hak yolunda çetin bir mücadele vermiş, ciddi sıkıntılara maruz kalmış ve hatta mal ve canlarını bu uğurda feda etmiş olabilirler. Bütün bunların neticesinde Cenâb-ı Hak da, onları muzaffer kılıp kendilerine maddî mânevî fütuhât ihsan etmiş olabilir. İşte başarı ve zaferle geriye dönüldüğü böyle bir anda, insanın içinde kıpırdanmaya başlaması muhtemel bazı olumsuz duygu ve düşüncelerin daha baştan önünün alınması çok önemlidir. Hazreti Pîr’in, “Dine hizmet ettim, diye gururlanma. Müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o racül-i fâcir bilmelisin.”185 ifadeleri bu konuda önemli bir ölçüdür. Çünkü böyle bir muvaffakiyet esnasında bırakın sıradan insanları, sarsılan, başı dönen, bakışı bulanan veliler bile olmuştur.