“Karun, Musa’nın kavminden idiydi de, onlara karşı azgınlık etmişti.”188 ifadeleriyle Seyyidina Hazreti Musa’nın (alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm) kavmine mensup olduğu hâlde Karun’un, elde ettiği servet ve imkânlarla tepetaklak hâle geldiğini bildirmektedir. Çünkü o, Allah’a dosdoğru inanamamış ve problemi nefsinde çözememişti. İnanıyor göründüğü hâlde, imanını, yakîne çevirememiş ve bir iz’an ufkuna teveccüh edememişti. Yani kuru bilgiyi amelle mârifete dönüştürememiş, ilme’l-yakîne ulaşamamış ve hele ayne’l-yakîne hiç yaklaşamamıştı. Dolayısıyla bir gün gelmiş veإِنَّمَۤا أُوتِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدِي “O (servet) bana, bendeki bilgi ve mârifet sayesinde verildi.”189 deyivermişti. O, Hazreti Musa’nın yanında, yakınında olmasına ve onun kavminin içinde hayatını sürdürmesine rağmen dünyevî imkânlarla şımarmasından dolayı kaybedenlerden olmuştu.
Aynı şekilde Hazreti Musa’nın kavminden olan Sâmirî de aklı eren, konuşmasını bilen, el ve ayak hareketleriyle değişik beceriler sergileyebilen bir insandı. Fakat o da kendisine bahşedilen bu mârifet ve kabiliyetleri bir buzağı heykeli, putu yapmada kullanmış ve bu sebeple tepetaklak devrilip gitmişti. Öyle ki, yine Kur’ân’ın ifadesiyle “Aman bana dokunmayın, aman bana ilişmeyin.”190 diyerek hayatının sonuna kadar sürüm sürüm yaşamıştı.