Bir dönemde hayatın bütününü kucaklayan tekye ve medreseler, el ele böyle bir misyonu eda ediyordu. Onların kucağına kendini salan insanlar, ciddi bir terbiyeden geçmek ve aklî, kalbî, ruhî kabiliyetlerini inkişaf ettirmek suretiyle gerçek insanlık seviyesine yürüyorlardı. Evet, bu mübarek mekânlar, kendi şartları içerisinde, aklı, ilmî meselelere açık tutmanın yanında, müntesiplerine, kalb, ruh ve sır ufkunda dolaşma yollarını da gösteriyordu. Yoksa meseleler sadece aklın hareket alanı içinde ele alınacak olursa, rasyonalist ve Mutezile telakkisinin dar kalıpları içine hapsolunur. Nitekim günümüzde hayatlarını bu çizgide sürdürenlerin, çok geniş imkânlara rağmen, çevrelerine bir şey ifade ettiklerini söylemek oldukça zordur. Hakiki mânâda insanların gönüllerine bir şeyler fısıldayanlar ise, hayatlarını kalb ve ruh ufkunda sürdürenler olmuştur.
44 Tirmizi, zühd 2; İbn Mâce, zühd 24.
45 Buhârî, rikâk 18; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 216-218, salâtü’l-münâfikîn 78.