Öte yandan başkalarının eğri büğrü olarak telakki ettiğimiz tavır ve davranışlarını bile hayra yormalı ve şöyle düşünmeliyiz: “Acaba hangi maslahata binaen böyle davrandı? Acaba benim idrak edemediğim nasıl bir mülâhazası vardı? Acaba hangi hikmet onu benim şu anda yanlış gördüğüm böyle bir davranışa sevk etti?” Diğer bir ifadeyle başkalarının zâhirde yanlış gibi görünen fakat kâbil-i tevil ve tefsir olan davranışlarına makul bir mahmil ve dayanak bularak onları olumlu yorumlamaya çalışmalıyız. İşte başkaları hakkında böyle bir yaklaşım, suizanna karşı çok önemli bir siper olduğu gibi, hüsnüzan etme adına da çok güçlü bir saiktir. Ayrıca her şeyi kendi benliğimize bağlı götürmemenin yolu da bu tür mülâhazalara sahip olmaktan geçer.
Tevazuun İkinci Bir Fıtrat Hâline Gelmesi
Fakat bu hasletlerin tabiata mâl edilmesi adına herkesin ciddi bir rehabilitasyona ihtiyacı olduğunu bilmesi gerekir. Bu sebeple Cenâb-ı Hakk’ın “Rab” ism-i şerifine sığınarak, hayatımızı O’nun vesayeti altında götürme, O’nun terbiyegerdesi olma azm u ikdamı içinde bulunmalı, dinin kuralları açısından nerede durduğumuzu kontrol etme adına belki her gün birkaç defa kendimizle yüzleşmeliyiz.
Tabiî bu mevzuda sebat ve süreklilik de çok önemlidir. Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde:
“Amellerin Allah’a en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.”45 buyurur. Bildiğiniz gibi, mütemadi damlayan su damlaları mermeri bile aşındırır. Evet, taşı aşındıran suyun gücü değil, damlaların devamlılığıdır. Bu açıdan, rehabilite, terbiye ve sohbet-i cânanı sürekli hâle getirme, belki de meselenin en önemli noktalarından birisidir.