İçeriğe geç

Genel mülâhazaları bu istikamette olan bir insan kendini hazm-ı nefse hazırlamış olduğundan dolayı, Allah’ın izniyle en çetin imtihanlar karşısında bile kaybetmez. Zaferler karşısında başı dönmez; tazyik, hücum ve tahkirler karşısında da baş eğmez. Zira kendini toprağın altındaki bir tohum gibi gören insan, üstünde gezinenlere aldırış etmez. Fakat kendisi için şöyle veya böyle bir varlık takdir eden insan, hiç olmayacak meselelerden bile rahatsızlık duyabilir. O, insanların bakışlarından, mimiklerinden, yüz işmizazlarından hatta tebessümlerinden bile kendine göre bir kısım mânâlar çıkarabilir; çıkarıp kendisine lâyığınca saygı duyulmadığı, hafife alındığı gibi yorumlara girebilir.

Evet, iç dünyasında, kendini belli bir konuma yerleştiren insan, başkalarından beklediği muameleyi görmeyince/göremeyince hiç olmayacak hâdiselerden bile olumsuz yorumlar çıkartabilir. Hâlbuki mahviyet ile kendini bir çeper içine alan, tevazu ile kendine ayaklar altında bir konum belirleyen insan, ne kendisine yöneltilen hakaretlerden ne de üzerine basılıp geçilmesinden rahatsız olur. Rahatsız olmak bir yana, bütün bu olumsuzluklara müstahak olduğunu düşünür, bu durumu, yeni bir nefis muhasebesi adına fırsat olarak değerlendirir. Mesela, başına bir ceviz düştüğünde “Şu anki durumum itibarıyla başıma bir meteor da düşebilirdi!” der, her hâdisenin arkasında muhakkak pek çok hikmet ve maslahatın bulunduğuna inanır. Çünkü “her işte bir hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah.”

59