İçeriğe geç

Bu itibarla, nesneleri ve hâdiseleri uğursuz sayıp onları kat’î belâların habercileri gibi görmek çirkin ve din dışı olduğu gibi, onlara güzel mânâlar yükleyip geleceğe dair söz söylemek ve bu türlü tefe’ülleri objektif hükümlermiş gibi sunmak da bir yönüyle kehanettir ve dinin ruhuna terstir. Dolayısıyla, hem bütün mü’minlerin teşe’ümden mutlaka uzak kalmaları gerekir; hem de tevil-i ehadisten anlamayan kimselerin, tefe’ül kastıyla da olsa, hâdiseleri bazı mânâlara yormaları ve bu yorumlarını umuma mal etmeleri asla doğru değildir.

Bu cümleden olarak; Hak dostları, avamın Kur’ân ile tefe’ülde bulunmalarına da sıcak bakmamışlardır. Mushaf’ı rastgele açarak, ilk tevafuk eden yeri okuyup oradan bir ders çıkarma şeklindeki tefe’ülün, işin ehli olmayanları yanlış değerlendirmelere ve ümitsizliğe atabileceğinden korkmuşlardır.

Nitekim, Nur Müellifi, ehl-i hakikatin, Kur’ân ile tefe’üle taraftar olmadıklarını; çünkü, Kur’ân-ı Hakîm’in, ehl-i küfre kesretle ve şiddetli bir tarzda vurduğunu, Mushaf ile tefe’ül eden insanın inkârcılara karşı söylenen sözleri kendi üzerine alıp kalb dağınıklığına ve yeise düşebileceğini vurgulamıştır.17 Gerçi, Şâh Veliyyullah Dihlevî Hazretleri, Cenâb-ı Hakk’a tam teveccüh etmek suretiyle ve belli bir usulle yapılan tefe’ülün bazı kapılar aralayacağını anlatmış, sonra da o usule dair bir kısım kaideler sıralamıştır; fakat, bunu herkese talim etmek ve yaymak doğru değildir. Şayet, insan o işin esaslarını bilemezse, açtığı sayfada münkirler ve münafıklar hakkında nazil olan âyetleri görünce kuvve-i maneviyesi kırılabilir, reca duygusu sarsılabilir ve ruhuna bir panik havası hakim olabilir.

Uğursuzluk Düşüncesine Karşı

208