İçeriğe geç

Cenâb-ı Allah, onları Firavun’un karşısına gönderirken “Umulur ki tezekkür eder; yani, derin derin düşünür, aklını başına alır ve öğüt dinler.” diyerek, bir mânâda onların gönüllerine Firavun’un dahi hidayete erebileceği ümidini ekmişti. Onlara, temenni ifade eden لَيْتَ gibi bir edatla seslenme yerine, Arapçada terecci edatı olarak kullanılan لَعَلَّ kelimesiyle hitap etmişti. Yani, nefsin olmasını arzu ettiği ama daha çok imkânsız istekler ve yakınmalar için istimal edilen لَيْتَ gibi bir temenni edatı yerine, korkulan veya umulan bir işin, bir durumun beklendiğini ve o işin mümkün olduğunu ifade eden لَعَلَّ edatını kullanmıştı. İlâhî beyandaki bu üslûp, muhatap Firavun bile olsa, yumuşak bir tavrın karşıdaki insanı yumuşatacağı ve onu da tezekküre sevk edeceği mânâsına geliyordu.

301