Ne kadar acıdır ki, Firavun döneminden bugüne dek belki dört bin sene geçmiş olmasına rağmen, enbiyâ-i izâmın nuruyla aydınlanan bazı dönemler istisna edilecek olursa, insanlığa doğru yürüme istikametinde dört adım dahi atılamamıştır; atılamamıştır, zira, aynı Firavun düşüncesi ve benzer kast sistemi bugün de her yerde hükümfermâdır. Dahası, günümüzün tiranları Hazreti Musa dönemindeki Firavun kadar dahi müsamahalı ve demokrat değillerdir. Firavun’un diyaloğa ve müzakereye yanaştığı kadar olsun, onlarla bir meseleyi konuşmak ve kendini ifade etmek âdeta imkânsızdır. Bugünün despotları, kendilerini hiç olmazsa “kavl-i leyyin” karşısında azıcık yumuşak davranmaya sevkedecek insanî duygulardan dahi uzaktırlar. Doğudan batıya kadar hemen her yerde zorbalık yapan bu gaddarların gözlerinin önünde semadan kitap alsanız, ona da “illüzyon” der ve inanmaya asla yanaşmazlar. Hak ve hakikati anlatmaya ya da bir meseleyi akl-ı selimle müzakere etmeye çalışsanız, sözlerinizi hiç dinlemedikleri gibi, bir de sizi derdest edip hapse atarlar. Bu açıdan da, şahsen, günümüzün tiranlarını ilk firavunlardan daha insafsız, daha acımasız, daha müsamahasız, daha kaba ve daha zalim görüyorum.
Gerçi, Allah’ın ipine sımsıkı sarılan, dosdoğru yürüyen ve hâdiseleri iman ölçüleriyle değerlendiren hakikî mü’minler, zalim diktatörlerin hafife almaları karşısında bile çoğu zaman izzet ve iffetlerini korurlar. Çünkü, Firavun’un hükmü ancak fasık bir kavim içinde geçerliliğini sürdürebilir. Hakikî mü’minlere, haksızlık karşısında boyun eğdirmek, onları kandırmak ve sindirmek âdeta imkânsızdır.