İçeriğe geç

İşte, Allah (celle celâluhu), bir zamanlar yokluğunu biraz tattırdığı o büyük lütuflarını öyle fasıllar içinde sunmuştur ki, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in onları vicdanında çok derince duymasını sağlamış; O’nu nimetten in’ama, in’amdan da Mün’îm’e yürütmüş, O’nun hamd ü senâ duygularını coşturmuş ve sonunda “Öyle ise, Rabbinin nimetlerini anlat da anlat!”7 buyurmuştur.

Tahdis-i Nimette Ölçü

Âyet-i kerimede فَحَدِّثْ denilmektedir ki, bu, “anlat, söyle, dile getir ve yâd et” demektir. Demek ki, nimetin farkında olmak ve onu dile getirmek esastır. Zaten, şükrün hakikî olanı, nimetin tam bilinmesiyle gerçekleşir; zira nimetin kaynağının bilinmesi ve onu verenin takdir edilmesi büyük ölçüde nimetin bilinmesine bağlıdır. Her şeyden önce nimetlerin birer lütuf olduğu derince duyulmalı; daha sonra da, yerinde ilân edilmeli yerinde de sineye gizlenmeli ve bir sırr-ı ulûhiyet olarak saklanmalıdır.

116