Cenâb-ı Allah, güneşin yükselip en parlak hâlini aldığı kuşluk vaktine yemin ederek başladığı Duhâ sûresinin son âyetinde “Şimdi gel Rabbinin nimetini anlat da anlat!”1 buyurmuştur. Bir önceki Leyl sûresiyle Duhâ’nın peş peşe gelmesi çok manidardır. Çünkü, Peygamber Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) leylini yaşadığı ve etrafı karanlığın sardığı bir zaman diliminde Cenâb-ı Hak bütün zamanı kaplayan bir geceden (leyl) bahsetmiş ama Leyl’den hemen sonra da güneşin kuşluk vaktindeki parlak hâli ile ortalığa verdiği aydınlığa yemin ederek Duhâ’yı müjdelemiştir. Bu iki sûre arasında Besmele olmasa sanki aynı sûre devam ediyor gibidir. Artık gece, gündüze dönmüş; leyl, duhâ olmuştur. Allah Teâlâ, “Ey Resûlüm! Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da!”2 diyerek, kısa bir süreliğine de olsa vahyin kesintiye uğramasının bir terkedilme emaresi olmadığını ifade etmiştir. Bu âyet, dünkü leyl-i yeldâyı bir duhâya çevirmiş ve aynı zamanda bitip tükenme bilmeyen apaydın bir gündüzü müjdelemiştir. Değişik dönemlerde o gündüzün çehresine zift çalmak isteyenler çıksa da, onların fırçaları ellerinde kalmış ve bütün komplocular sonunda büyük inkisarlar yaşamışlardır.
Dipnotlar
- 1 Duhâ sûresi, 93/11.
- 2 Duhâ sûresi, 93/3.