İçeriğe geç
Vakt-i merhûnu gelince ruha derler çık çık!
Hakk’a kulluk eyle zira,
Ahirette dinlemezler hınk mınk…”

Ölüm Ansızın Gelir

Bediüzzaman Hazretleri bu mülâhazayı Yirmi Üçüncü Söz’de farklı bir üslûpla seslendirir. Kendi ifadesiyle, bir vâkıa-i hayaliyede –siz hüsnüzannınızla o seyahati bir keşif olarak da değerlendirebilirsiniz– trenle bir tünelin içinde gitmektedir. Tünel ne zaman bitecek diye başını çıkarıp ileriye bakınca, tünel kapısı yerine pek çok delik görür. O uzun trenden, insanların birer birer o deliklere atıldıklarına şahit olur. Kendisi için ayrılan ve iki tarafında iki mezar taşı dikilmiş bulunan bir deliğe daha rastlar. Dikkat ve merakla bakınca, o mezar taşında, büyük harflerle “Said” ismi yazılmış olduğunu fark eder. Bu seyahatini tabir eden Üstad Hazretleri, o yolculuğun, âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ve ebedü’l-âbâd tarafına uzanan bir yolculuk olduğunu; o trenin zamanı, her bir vagonun bir yılı ve o tünelin ise dünya hayatını temsil ettiğini söyler.13

Demek ki, biz de hayat treninde yol alıyoruz. Tren istasyona varmadan bizim de bir çukura atılma ihtimalimiz var. Bizim için de bir durak belirlenmiş ve biz hızla o durağa doğru ilerliyoruz. Bize ne zaman “Sıra sende!” deneceğini de bilmiyoruz. Buna rağmen çoğumuz ölümün bir gün gelip çatacağından habersiz yaşıyoruz. Münebbihât’ın başındaki nasihat de bu hakikati ifade etmektedir:

يَا مَنْ بِدُنْيَاهُ اشْتَغَلْ / قَدْ غَرَّهُ طُولُ الْأَمَلْ
أَوَلَمْ يَزَلْ فِي غَفْلَةٍ / حَتَّى دَنَا مِنْهُ الْأَجَلْ
اَلْمَوْتُ يَأْتِي بَغْتَةً / وَالْقَبْرُ صُنْدُوقُ الْعَمَلْ
اِصْبِرْ عَلَى أَهْوَالِهَا / لَا مَوْتَ إِلَّا بِالْأَجَلْ
519