Evet, Bediüzzaman Hazretleri’nin râbıta-i mevt anlayışında, “hakikat noktasında zaman-ı hâzırdan istikbale fikren gitmek” esastır. Hazreti Üstad, çok samimi bir kalbin en içli sesi ve hasbî bir gönlün muhasebe terennümü olan On İkinci Nota’da da bu anlayışına dair ipuçları verir. Aslında, ölüm, dilini susturduğunda, diline bedel kitabıyla niyaz etmeyi dileyerek ve kabulünü rahmet-i ilâhiyeden reca ederek bir yakarış şeklinde yazdığı o bölümde, kalbinin tazarru ve münâcâtını dile getirdiği aynı anda râbıta-i mevt adına bir üslûp da gösterir. Başkalarının “Bir gün ben de öleceğim, tabuta konacağım, dostlara veda edeceğim” diyerek hayal ettikleri ve düşüne düşüne o an vaki olmuş gibi duymaya çalıştıkları ölümü fikren geleceğe giderek tadar ve bunu “Kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarıma veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı hâliyle, ruhumun lisan-ı kâliyle bağırarak derim: El-amân, el-amân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!” sözleriyle ifade eder. Çünkü o, كُلُّ اٰتٍ قَرِيبٌ“Her gelecek yakındır.” sırrıyla ölümün geleceğini kendi varlığı kadar gerçek ve yakın olarak görmekte, içinde bulunduğu zamandan sıyrılıp fikren istikbalde yaşayarak kendi ölümünü müşâhede etmektedir. O, ölümü hayal ve farz etmeye ihtiyaç duymayacak kadar kat’i ve yakın bilmekte ve bunu “Kat’î bir yakîn ile anladım ki, bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya hâliktir (yok olmaya mahkûmdur) gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşâhede, içindeki mevcudât dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur.”12 şeklinde seslendirerek râbıta-i mevti bir yakîn (sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan îtikad) meselesi olarak yorumlar. Bu zaviyeden, İhlâs Risalesi’nde, râbıta-i mevtten hemen sonra iman-ı tahkikîyi ve mârifet-i Sâni’i nazara vermesi çok manidardır.
Dipnotlar
- 12 Bediüzzaman, Lem’alar s.161 (On Yedinci Lem’a, On İkinci Nota).