Râbıta; iki şey arasındaki bağ, bağlılık, irtibat, alâka ve münâsebet mânâlarına gelmektedir. Mevt ise, ölüm demektir. Öyleyse, “râbıta-i mevt” tabiri, ölümü sürekli hatırda tutmayı, bir ayağı öbür âleme atmışçasına ötelerle irtibat hâlinde bulunmayı, bu dünyanın bir misafirhane olduğunu düşünerek ebedî saadeti kazanma gayretiyle yaşamayı ve tûl-i emelden kurtularak büyük bir alâka ile ahiretin yamaçlarına yönelmeyi ifade etmektedir.
Kur’ân-ı Kerim hemen her münasebetle ölümü ve ölüm ötesini hatırlatmakta; “Her nefis ölümü tadıcıdır.”;1“Senden önce hiçbir insana dünyada ebedî hayat nasip etmedik. Sanki sen ölsen, onlar ebedî mi kalacaklar! Hayır, her nefis bilerek veya bilmeyerek ölümü tadıp-durmaktadır. Biz, sizi bazen şerle, bazen de hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirilirsiniz.”;2“Yeryüzünde bulunan her varlık fânidir.”;3“Hiç şüphe yok ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra da büyük duruşmanın olacağı kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizle dâvalaşacaksınız.”4 gibi âyet-i kerimelerle dünyanın geçiciliğini, büyük bir mahkemenin insanları beklediğini ve ahiret hayatının ebedî oluşunu vurgulamaktadır.
Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) da “Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder.”5 buyurmuş; “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok anın.”6 diyerek râbıta-i mevt tavsiyesinde bulunmuştur.
Dipnotlar
- 1 Âl-i İmrân sûresi, 3/185.
- 2 Enbiyâ sûresi, 21/34.
- 3 Rahman sûresi, 55/26.
- 4 Zümer sûresi, 39/30.
- 5 Tirmizî, kıyâmet 24; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/387.
- 6 Tirmizî, kıyâmet 26, zühd 4; Nesâî, cenâiz 3; İbn Mâce, zühd 31.