Bütün bu terklerden sonra, insanın aklına “Ben dünyayı terk ettim, ukbayı terk ettim, kendimi de terk ettim. Ben, O’nun uğruna her şeyden vazgeçmiş bir insanım” şeklinde bir duygu ve düşünce gelebilir. Şâh-ı Nakşibend orada bir terkten daha bahsediyor ve “terk-i terk” de lazım diyor. Yani, bu terkleri de terk etmen; terk ettiğini de unutman gerek. “Şunu terk ettim, bunu terk ettim” mülâhazasına takılıyorsan onları hiç bırakamamış sayılırsın.” Terk etmen gerekenleri Belh’de bıraktığın ara sıra da olsa aklına geliyorsa, demek ki sen hâlâ saraydaki İbrahim Edhem’sin, Belh’i unutamamışsın.
Evet, maddî-mânevî füyüzat hislerinden sıyrılma çok önemlidir. Onları terk etme hususunda çok ciddi bir kazanç söz konusudur. O mülâhazaları aklınızdan sildiğiniz zaman dört buudlu bir terk hayatı yaşarsınız. Dünyayı terk derinliği, ahiret beklentilerini terk enginliği, kendi kendinizi terk ufku ve bütün terkleri terk aşkınlığına ulaşırsınız. Bu aşkınlıkla da bütün terk ettiklerinizin ötesinde O’nu bulursunuz.