Onun içindir ki, ahiret beklentilerinden sıyrılamamış, Allah’a tamamen yönelememiş ve Cennet arzusuyla kulluk yapmayı terk edememişler için Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri “İbadü’l-Cennet”, yani, “Cennetin kulları” demiştir. Allah karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde iki büklüm olsa ve namaz kılsa da, sadece Cehennem endişesiyle tir tir titreyerek ibadet eden kimseler hakkında “İbâdu’n-Nar” yani “Cehennemin kulları” demeyi uygun bulmuştur. Dünyevî beklentilerden kurtulamayan, ona kalben sırtını dönemeyenleri de “dünyanın kulları” olarak adlandırmıştır. Hâlbuki Cehennemden kurtuluş ya da dünyevî arzular kulluğun hedefi olamayacağı gibi, Cennet de amel ve ibadet için esas maksat olamaz. İbadet, Hak emrettiği için ve O’nun rızasını elde etmek maksadıyla yapılır. Evet, ibadetin gerçek sebebi, Allah’ın emridir. Herhalde Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri sözünü noktalarken de şöyle seslenmiştir: “Pekala, bunca kul içinde Allah’ın kulları nerede?”
Terk edilmesi gerekenlerden biri de insanın kendi nefsidir. “Terk-i hestî”, insanın kendi benliğini de terk etmesi, nefsini düşünmemesi demektir. Değişik vesilelerle arz ettim: Meselâ, namazda sen aradan çıkacak, artık kendini unutacak, sadece O’nu düşünecek, namazınla O’nu baş başa bırakacaksın. Ağzından çıkan her kelimeyle O’nun rızasına vurguda bulunacaksın. Namazının her anında O olacak; senden bir parça ya da nefsin hesabına bir mülâhaza kalmayacak orada. Muhammed Bahauddin Nakşibendi bu hâle de terk-i hestî, kendini terk etmek, diyor.