İçeriğe geç

Ayrıca şu meseleyi de açıklamanın zarurî olduğuna inanıyorum: Bazı dönemlerde devlet, sistemini o yüce gâyeye göre kurar; planını, projesini tamamlar, o vazife için tahsis ettiği insanlarla dinin i’lası için gayret eder. Fakat, bunu da bir dayatmayla değil, bir yönüyle empoze etmekle değil, dinin güzelliklerini sergilemek ve gönüllere girmekle yapar. Hiçbir devletin diğer bir devlete “ille de bunu alacaksınız, ille medenî olacaksınız, ya da medeniyeti şu şekilde anlayacaksınız, ille demokrasiyi böyle yorumlayacaksınız” şeklinde baskılar kurmaya ve istediğini kaba kuvvete başvurarak almaya hakkı yoktur. Bir başka ülkeyi demokratlaştırmak, –kendi anlayışına göre– medenileştirmek kimsenin vazifesi değildir. Çünkü bu mülâhaza her zaman suistimallere, haksızlıklara açıktır; her zaman baskı ve dayatma vesilesi yapılabilir ve her zaman bazı insanların haysiyetiyle, şerefiyle, onuruyla, millî birlikleriyle, kendi iktidarlarıyla oynamaya sebep olabilir. Evet bu tür baskı ve zulümlere başvurulamaz dinin anlatılması için. Siz medeniyetinize, dininize, kendi değerlerinize ait güzellikleri âdeta bir panayırda, bir sergide teşhir ediyor gibi sergilersiniz ve bu sergilemeyi de hususiyle tavırlarınızla, davranışlarınızla, ahlâkınızla yaparsınız. Başkaları koşup gelir sizin serginize ve beğenen alır güzelliklerinizi. Ne güzel der Alvar İmamı, “Tevhid Güneşi doğmuş; yağmadır, alan alsın!” Evet, İslâm güneşi doğmuş, yağmadır, alan alsın… iman güneşi zuhur etmiş, yağmadır, alan alsın… İşte, devlet, semâda markalanmış, kutsiyeti damgalanmış bu dini, baskılara, dayatmalara tenezzül etmeden, işe “kaba kuvvet terörü”nü karıştırmadan başkalarına da anlatır, dünyanın her tarafına yayarsa, öyle bir dönemde i’lâ-yı kelimetullah bir farz-ı kifâye hâline gelir. Yani, fertler o vazifeyle tâlî dereceden sorumludur. Fert, namazını kılar, orucunu tutar, zekâtını verir.. bunlar birer farz-ı ayndır, herkesin mutlaka eda etmesi gereken ferdî mükellefiyetlerdir; onların yanında emr-i bi’l-mâruf, nehy-i ani’l-münker gibi bir yolla i’lâ-yı kelimetullah yaparsa bir farz sevabı kazanır; ama yapmazsa günaha girmiş olmaz.

167