İçeriğe geç

Ayrıca, i’lâ-yı kelimetullahı ister emr-i bi’l-mâruf, nehy-i ani’l-münker yani iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma şeklinde ele alalım; ister “Sen insanları Allah yoluna hikmetle, güzel ve mâkul öğütlerle davet et, gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et.”1 çerçevesinde mütalaa edelim; isterse de “Din, nasihattir…” hadis-i şerifinin ifade ettiği mânâlar itibarıyla değerlendirelim, o, Rabbimizin ve Efendimiz’in nâm-ı celîlinin dört bir yanda şehbal açması ve insanların cehalet zulümatından kurtulup imanın aydınlığına ermeleri için, Allah’ın rızasını kazanmaya mâtuf olarak eda edilen bir vazifedir. Bu vazifenin semeresi rıza-yı ilâhîdir. Yani, Cenâb-ı Hak Cenneti verir, Cennet nimetlerini tattırır, hatta Cuma yamaçlarında Cemâl-i bâkemâli’yle tecellî eder, ehl-i Cenneti rü’yete mazhar kılar. Aliyyü’l-Kârî ifadesiyle “Yazık o inanmayanlara, ne büyük hüsrandır onlarınki, mü’minler Cenâb-ı Hakk’ın cemaliyle sermest olarak Cennet nimetlerini bile unuturken onlar pişmanlık ve hasretle vurunur dövünürler.” Evet, Cenâb-ı Hakk’ın cemalini görenler Cennet nimetlerini dahi unuturlar. Zira, dünyanın binlerce sene mesûdâne hayatı, Cennetin bir saatine mukabil gelmez. Cennetin de binlerce sene mesudâne hayatı, Cenâb-ı Hakk’ın Cemâli’ni bir dakika görmeye mukabil değildir. Fakat onun da ötesi vardır ve müsaadenizle o öteler ötesini ilave edeyim: Cenâb-ı Hakk’ın Cemâlini görmek de, O’nun kullarına bizzat “Ben sizden hoşnudum, artık size gazap etmeyeceğim.” demesine asla mukabil gelmez. Öyleyse, esas olan O’nun rızasını kazanmak, hoşnutluğuna mazhar olmaktır. O’nun rızasına götüren en kestirme ve sağlam yol ise i’lâ-yı kelimetullah yoludur.

161