Keşke bu projeyi hususiyle o bölgede şuuraltı müktesabatı itibarıyla yüksek bir krediye sahip olan Türkiye, değişik strateji merkezleriyle, Orta Doğu ülkelerinin de iştirakiyle hazırlasaydı ve ardından o süper güçlere teklif etseydi. Avrupalılara, “Benim böyle bir planım var, siz terörden korkuyorsunuz, Orta Doğu insanından endişe duyuyorsunuz. Aksine biz burada bir güven, bir teminat kaynağıyız. Burada olduğumuz sürece size kimse ilişmez.” deseydi. Nitekim bölge ülkelerinden bazıları Türkiye’nin bu konumu ve nüfuzunu sezdiğinden dolayı “Şöyle ya da böyle veya hangi ölçüde Türkiye’nin desteğini alırsam kârdır.” diyor ve münasebetleri iyi tutmaya çalışıyor. Çünkü bu beraberlikle bölgede güçlenmiş olacak. Ne de olsa Türkiye’nin Müslüman bir geçmişi var. Hâlihazırda Müslümanlığa müsamaha ile bakan bir demokrasi anlayışına ve bir rejime sahip. Orta Doğu ülkeleri ile müşterek bir geçmişi var. Bin sene beraber yaşamış bu dünya ile. Dolayısıyla, ülke olarak, şuuraltlarında çok önemli bir krediye sahibiz. Evet; bizim birkaç bin senelik bir tarihimiz, şanlı bir geçmişimiz var. Avrupa’nın yarısına kadar hükmetmiş bir milletiz. Bugün fakir olsak da, ekonomik durumumuz iyi olmasa da, bazı yönlerimiz itibarıyla Batı ülkelerinden çok geride bulunsak da, yine de bölgede itibarlı bir devletiz. Bir mânâda, bizimle beraber çalışan, bizim vasıtamızla o dünyaya da hükmedebilir. Hatalı yanlarımıza rağmen bölge ülkeleri nezdinde bir fâikiyetimiz var. Eğer illa bir şey yapacaksak bu itibarı kullanmalıyız. Bölge insanlarının bize olan teveccühlerini değerlendirmeliyiz.