İçeriğe geç

Başkaları hakkında hüsnüzan etmek, ahlâk-ı hasenenin önemli fakültelerinden biridir. Şöyle düşünmeliyiz etrafımızdaki insanlar hakkında: “Allah’a karşı kimseyi tezkiye etmiyorum; ama tavırlarına bakınca yahşi bir kula benzer. Allah’ın rahmetinden ümit ederim ki Cenâb-ı Hak onu Cennetiyle sevindirir.” Evet, bizler ne Cennet hâzini ne de Cehennem zebânisiyiz. Onun için ne insanları Cennet’e sevk ediyor gibi davranalım ne de Cehennem’e sürükler gibi.

Öte taraftan hüsnüzan ettiğimiz insanların kayma ihtimaline binaen onlar için duada bulunmayı da ihmal etmemeliyiz. Bin bir tecrübemle sabit ki hüsnüzanda ölçü ayarlanamadığı için olsa gerek hüsnüzan edilen kişilerin eliyle tokat yeme mukadderdir. Kendi adıma söyleyeyim, nice hüsnüzan beslediğim, bir mecliste şu ya da bu sebeple hüsnüzannımı ifade ettiğim arkadaşım var ki aradan yirmi dört saat geçmeden onun eliyle tokat yediğim vaki ve variddir. Onun için hüsnüzanda dengenin korunması hüsnüzannın kendisi kadar önemlidir. Öyleyse dua etmeli: “Yâ Rabbi! Sen varken hüküm vermek bana düşmez. Hakkında hüsnüzan ediyorum ben, beni yalancı çıkarma bu mevzuda.”

Evet, nazik bir mesele bu, dikkatli olmak gerekir. Bakın hadiste bir kişinin akıbeti şöyle anlatılır: “Birisi sabahtan akşama kadar sâlih amel işler, işler ve öyle bir noktaya gelir ki Cennet’le arasında bir adımlık mesafe kalmıştır. Ama akşam üzeri bir halt işler ve Cehennem’i boylar.”14 Veya bir başka peygamber beyanında belirtildiği gibi insan said doğar, said yaşar; fakat şaki olarak yuvarlanır gider.15 Tersi de vaki, bir başkası da şaki doğmuş, şaki yaşamıştır; ama said olarak gider. Bilemeyiz biz, dolayısıyla nihaî hüküm veremeyiz, vermemeliyiz.

52