İçeriğe geç

Bununla beraber birisi bir başkasının alanına sadece mevcut bir problemi çözmek için girdi ise burada hakperest olmak gerekir. Bunu derken kastım şu: Böyle bir hâdise vuku bulduğunda hemen alanını tecavüz etti, yetkisini aştı vs. türünden feveran etme yerine daha sakin ve soğukkanlı hâdiseleri değerlendirmeli. Sonuçta önemli olan o problemin çözümü ve ilgili şahıs da o noktada yetersiz ise varsın o alanını ihlal etsin, ne olur? Kaldı ki buna alan ihlali demek bile doğru değildir.

Bu türlü durumlarda ilgili kişi veya kişiler insaflı olmalı, bazı şeylerden feragat etmesini bilmeli. Aynen Ebû Ubeyde Hazretlerinin Amr bin Âs’a komutanlığı devrettiği gibi. Veya Halid’in Ebû Ubeyde’yi kabullendiği gibi. Malûm, Hz. Ebû Ubeyde, Hz. Halid’in ordusunda sıradan bir askerdir. Hz. Ömer (radıyallâhu anhüm) Hz. Halid gibi dehaüstü bir komutanı halk zaferleri onun şahsına bağladığından dolayı azlediyor9 ve yerine o orduda er olarak görev yapan Ebû Ubeyde’yi getiriyor. Kendisine bu durumu kabullenip kabullenemediğini soranlara da “Siz hiç merak etmeyin! Ömer hayatta iken Halid hiçbir zaman isyan etmez.”10 diye cevap veriyor. Hayatının geride kalan yıllarında da Halid’in bunu problem yaptığını bilmiyorum ben.

Şimdi biz bu ve benzeri hâdiseleri sahabenin vefakârlığı, hakperestliği, diğergamlığı, îsârı deyip kabulleniyor, onların imanî kabul ufkunun derinlikleri olarak algılıyor, yer yer yaşlı gözlerle halk kitlelerine anlatıyoruz. Ama bundan daha önemlisi beğenilen bu hasletlerin kendi hayatımızda yer alması değil midir?

46