Herkesin bir izzet duygusu, bir onur duygusu var diyorsanız, bu duyguları gelin âlem-i İslâm’ın içinde bulunduğu şu mezelletten kurtarmak için kullanalım. Zira müşterek haysiyetimiz, müşterek şerefimiz ayaklar altında. “Bu zillete ancak bu kadar katlanılır.” demek gerekmez mi? Müspet hareket yolunu seçerek, sevgi ve hoşgörü ile herkese kucağımızı açmak; kutsî mesajları başkalarına ulaştırmak; yaşatma uğrunda yaşamadan vazgeçmek; şartların gerektirdiği ölçülerde hareket etmek ve son adımı başkalarına bırakmak. Evet, “Üzerime aldığım vazifeyi illa ki ben bitireceğim.” mülâhazası, şeytanî bir mülâhazadır.
Birçok fukaha, imamın arkasında birinci safta durmayı en çok sevap alma vesilesi olarak anlamış ve anlatmışlardır. Ben bu meseleyi biraz farklı anlıyorum. Orada esas maksat camiye önce girmedir. Namaz vaktinden önce camiye gelen kişi onun sevabını alır. Arkadan gelen isterse birinci safta yer almış; hatta imamın arkasında namaza durmuş önemli değil ki? Onlar birinci safta yer almış olsalar bile Allah seni birinci saf sevabından mahrum etmez ki. Çünkü sen önce geldin camiye.
Evet, sevap hırsı da kaybettirebilir. Şahsen ben pek çok insanı bu duruma müsait görüyorum. Genel bir hüküm vermek elbette haksızlık olur; ama çoklarını bu çerçevede gördüğümü söylemek zorundayım. Tekrar edeyim, ihlâs ve samimiyetle rıza-yı ilâhîyi talep edelim, bütün mülâhazalarımızı i’lâ-yı kelimetullaha bağlayalım, hırsla çatlayasıya, ölesiye çalışalım; fakat “İstanbul’un fâtihi sadece ben olayım, ipi ben göğüsleyeyim.” demeyelim. Çünkü bunlar şeytanî mülâhazalardır.
Ekip ruhu adına söylediğim bu sözler sübjektif şeyler olabilir. Siz bunları Kur’ân’ın ve Sünnet’in altın mikyasları ile test edin. Uygun ise muvafık hareket edin, değilse objektif kriter arayışı içine girin ve ona göre davranın.
Hüsnüzan