Bu arada kavlen Rabb’e yönelmeyi ihmal etmemeli ve ellerimizi Rabbimize kaldırarak “Yâ Rabbi, bizler ittihat istiyoruz!” diye dua dua yalvarmalıyız. Zira inanıyoruz ki ittifakımız adına küre-i arz dolusu altın sarf etsek, O’nun izni olmaksızın kalblerimizi telif edemeyiz. İnancımız o ki, kınından çıkmış kılıçları kınına sokturacak olan O’dur. Bize düşen fiilî ve kavlî olarak alelâde sebeplere tevessül etmektir. Aksi takdirde o neticeyi yaratmaz Allah.
Evet, zorlanacağız belki; ama insan olmanın hakkını vereceğiz. İrademizi bu istikamette kullanacağız. Herhalde hiç kimse iradesiz bir arada duran bir demet ot veya bir düzine ağaç gibi olmak istemez. İradesinin hakkını veren bir insan olmayı tercih eder. Sürü içinde hayatını sürdüren hayvan olmak da istemez, istememeli bence. Çünkü varlık âleminde irade ve iradeyi kullanma hakkı sadece insana verilmiş. O hâlde bunun hakkını vermek gerekmez mi?
Bugün bizler Cenâb-ı Hakk’ın çok büyük lütuflarına mazharız. Dünya genelinde Allah’ın izni ile gerçekleştirilen faaliyetlere bakın. Başkaları bu işlerin arkasındaki “Sahib-i hakikî”yi göremediklerinden “Nasıl olur da böyle büyük bir proje hayata geçirilebilir?” diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar. Hâlbuki menfi mânâda bu kadar olup biten şeylere rağmen mevcut tablo O’nun kudret elini göstermiyor mu? Bu işleri yaptıran Allah’tır. O, isterse azizleri rezil, zelilleri aziz yapar. Öyleyse unutulmaması gereken bir şey vardır; insan odun bile olsa kullanıldığı yer itibarıyla kıymet kazanır.