İçeriğe geç

Evet, Allah Resûlü kendisini tebliğe o kadar vermişti ki, tebliğ O’nun tabiatı hâline gelmişti. Bizim sabah kalktığımız zaman, “Acaba bugün yedide mi, yedi buçukta mı, sekizde mi kahvaltı yapacağız?” türünden şeyler düşünmemize mukabil, O bunları hiç düşünmemişti. Yemeği unutmuş ve hatta bazen bir eşi olduğunu bile unutmuştu vazifesi hatırına. Allah (celle celâluhu) “Aralarında adaletle muamele yapın, onların sizin üzerinizde hakları vardır.”24 buyurunca, bu konunun Allah hakkı olduğu ve bir Allah hakkı olarak onlara riayet edilmesi gerektiği için eşlerine karşı da mesuliyetinin gereğini yapmıştı. Ama bunun dışında temelde daima gözünde tüten ve tüllenen tek şey vardı, o da “Dinimi daha açık, daha geniş nasıl tebliğ ederim?” derdiydi.

Hâsılı, meleğin tesbihten zevk ve lezzet aldığı gibi, o ve diğer peygamberler de tebliğle beslenmişler, tebliğle oturup kalkmışlar, tebliğle hareket etmişler ve hayatlarını bir tebliğ takvimi içinde yaşamışlardı.

O’nun Adıyla Oturup Kalkmak

83