İşte, Allah Teâlâ’nın, Peygamberini o vazife ile tavzif eden ve o vazifeye göre donatan bir “Sultan”ın, kapı kullarından birisine –O kul başımızın tacıdır bizim– “O ne güzel kul, bakın kul böyle olur!” demesi ve Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) onları (aleyhimüsselam) yeniden bir kere daha okumaya çağırması temsil açısından çok önemlidir. Enbiyâ-i izâmın temsili sürekli nazara verilmiştir. Verilmiş ve âdeta “Geçmişte yaşayanlar öyle yaşadılar, Sultan-ı Enbiyâ da öyle yaşadı; eğer siz de birilerini yaşatma gibi bir mesuliyet altına girmişseniz, bir adanmışlığı kabul etmişseniz, sizin için de yol budur.” denmiştir. Dolayısıyla Efendimiz’e vazifesi hatırlatılırken geçmiş peygamberlere yapılan göndermeler, bizim için de söz konusudur. Hz. Nuh bizim için de örnektir. Hz. Hud’un, Hz. Sâlih’in hayatından bizim de alacağımız pek çok ibret vardır. Allah’ın salât u selâmı “İnsanlığın İftihar Tablosu” ve onların üzerine olsun.
Ayrıca, peygamber efendilerimiz vazifelerinin gereği, tebliğ ve temsil işini kemâl-i hassasiyetle öylesine yerine getirirler ki, bu mesele zamanla onların tabiatları hâline gelir. Hem bu vazife onların tabiatıyla öyle bir bütünleşir ki; bunu, yemek yeme gibi bir şeye, hatta ailevî ahvâl içinde herhangi bir duruma da benzetemeyiz; bunlar çok küçük kalır temsilin fıtrat hâline gelişi yanında. Çok küçük kalır, zira peygamberlerin dünyayı hafife alarak, onu zerre kadar umursamayarak ve evi-yurdu hiçe sayarak çok ciddî bir tehâlük içinde bu vazifeye koştukları görülür.