İçeriğe geç

İşte, Üstad Hazretleri, hem kendi başından geçen hem de talebelerinin yaşadığı şefkat tecellîlerini anlatıyor ve “Ne zaman şahsî füyûzât hislerimi düşündüm; yani, Allah’la münasebetimi, mânen yükselmemi düşündüm, tokat yedim.” diyor. Evet, “emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker” vazifesinin farzlar üstü bir farz hâline geldiği bir zamanda “Neme lazım, çekileyim bir mağaraya, kendi ibadetimi yapayım…”3 diye düşünmenin tokatlanmaya sebep olacağını ihtar ediyor.

Demek ki, bizim nefislerimizin arzu ve istekleri değil, hatta şahsî füyûzat hislerimiz de değil, Allah’ın (celle celâluhu) adının yüceltilmesi en büyük mesele. Bazı zamanlar olacak ki, Rabbimize karşı şahsî ubudiyetimiz bir adım geriye çekilecek, el bağlayacak ve şöyle diyecek; “Ben şimdi tâbiyim, ey Rabbimi başkalarına sevdirme vazifesi, sen metbûsun; i’lâ-yı kelimetullah, sen metbûsun; hakkın yüceltilmesi, sen metbûsun!…”

69