İçeriğe geç

Bir âyet-i kerimede mealen “Ey Resûlüm, onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz. Doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar. Fakat o zalimler bile bile Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.”12 buyruluyor. Yani, o zalimler esasen seni tekzip etmiyorlar. Çünkü senin tavırlarında yadırganacak, “Bu doğru değildir.” denebilecek hiçbir şey yoktur. Demek ki, o insanlar da elli defa test etmişler ve Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu denenmelerden daima doğru, sadık ve emin çıkmış. Fakat onlar yine de Allah’ın âyetlerini inkâr etmişler ve daha büyük bir cinayet işlemişler. Onu Allah’ın elçisi olarak değerlendirmemişler de, “Ebû Talib’in yetimi” olarak görmüşler. Bundan dolayı da “Sen…”, “Sen…”, “Sen…” demişler. Ben onların çirkin sözlerini söyleyemeyeceğim, çünkü O’na karşı bağlılık ve sadâkatim müsait değil onları ifade etmeye.

Peygamber Efendimiz doğruluğu bilinen, güvenilirliği kabul edilen bir insandı. Tebliğ vazifesini eksiksiz yapıyordu. Bununla beraber, O’nun tebliğden daha önemli bir yanı, başka bir yerde de denildiği gibi, hatta tebliğin birkaç kadem önünde bir yanı vardı; o da temsildi. Temsil, O’nun hayat-ı dünyeviyesi ve hayat-ı uhreviyesi adına işleyen ve daima gelişip inkişaf eden, O’nun hasenât hanesine sürekli bereket akıtan bir husustur. Efendimiz, tebliği ile mutlaka ümmetinin dualarından istifade ediyordur. Fakat ellerinden tutup insanları doğru yola götürmede kendi güzel ahlâkıyla hüsnümisal olmasından dolayı, اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ13 sırrınca herkesin yaptığı işten O’nun defter-i hasenatına da bir şeyler akmaktadır ve bu yönüyle de Efendimiz’in temsili, tebliğinin önünde gelir.

79