İçeriğe geç

Biz meseleleri o büyük insanların seviyesinde değerlendiremeyiz. Aklımızın almadığı ve bize kapalı kalan yerler olabilir; fakat fakir, onun bu düşüncesine iştirak edemiyorum. Ehl-i Sünnet çizgisinin düşünce ve hareket adına ortaya koyduğu çerçeve, düşüncelerimi de, beyanımı da bağlayıcıdır benim. Ne var ki, “Hz. Zât” hakkında söyleyemediğim bir sözü Kur’ân hakkında söylemek istiyor ve bunun doğru olduğuna da inanıyorum: “Bizim Kur’ân-ı Kerim’e muhtaç olduğumuz kadar, Kur’ân da kendisini ifade etme adına, samimi ve gönlü Kur’ânlaşmış insanlara muhtaçtır.” Bütün ihtişamıyla yüksek raflarda, kadife bohçalar içerisinde muhafaza edilen “Kelâm-ı İlâhî”, öpülüp başlara konan bir “Kitap” olsa da, eğer onu temsil eden insanlar yoksa, o kendini anlatamıyor demektir. Kur’ân her zaman vardı ve indiği andan itibaren de mücessem bir ruh hâlinde insanlara rehber oldu. Fakat gördüğünüz gibi, onun sesi bazen gürül gürül çıktı, kevn ü mekânı inletti, çınlattı; bazen de ağzına fermuar vurulmuş gibi sustu, harem odalarına kilitlendi, kadife mahfazalar içinde hep bağlı kaldı.

Evet, bizim Kur’ân’a çok ihtiyacımız var; biz Kur’ân’sız edemeyiz. Hayatımızın programıdır o. Düzenli yaşamamız adına bizim için bir katalog mahiyetindedir. Bizi yaratan ve mahlûkâtını en iyi bilen Allah (celle celâluhu), doğru dürüst kendimizi idare edebilmemiz ve fıtratımıza uygun yaşayabilmemiz için Kur’ân kılavuzunu göndermiştir. Bu unutulmaması gereken bir hakikattir; fakat şunu da unutmamak lazımdır ki; kataloğu değerlendirecek, makineyi işlettirecek, bir sistemi tertip ve düzen içinde çalıştıracak, nazarî bilgileri hayata geçirecek canlı, şuurlu ve iradeli varlıklara ihtiyaç vardır.

97