İhtimal, şuurlu namaz kılan, tavafı meleklerle ve peygamberlerin ruhlarıyla beraber yapan insanlar da vardır; ama arada kalıyordur onlar; kameramanların veya otomatik kameraların azizliğine uğruyorlardır. Makam-ı İbrahim’de, Hicr’de başını yere koymuş, gözyaşlarıyla içini döken hassas ruhlar veya Hacerü’l-Esved’i öperken hakikaten kalbinin sadakatini haykıran gönül erleri vardır; maalesef o tür görüntüleri vermiyorlar. Hâlbuki öyle manzaralarla beslenmeye hepimizin ihtiyacı var. Kâbe’nin etrafından alın da, bizim evlerimize kadar her tarafta, mü’minlerin ihsan şuurlu bir duruş ve samimi bir tavır sergilemesine dünyanın ihtiyacı var. İhtiyacı var; zira yeryüzü asıl ses ve sadasını, gökte meleklerin duruşunun ve mele-i âlânın sakinlerinin yüreklerinin çarpışının aks-i sedası olan “mü’mince tavır”da bulabilecektir. Zaten Müslümanların inandırıcılığı da ancak o zaman gerçekleşebilecektir.
Ne yazık ki, bu görüntü bozukluğu her tarafı sarmış durumdadır. Siz dinimizi ve millî an’anelerimizi merak eden birisini Türkiye’ye götürecek olsanız, “Gitsin bir Türkiye’yi görsün… Camileri, camide tek vücut olmuş cemaati, cemaatin yaşaran gözlerini görsün; görsün de kafasına takılabilecek şüphelerden sıyrılsın, vehimlerden kurtulsun.” deseniz; ben buna cesaret edemem ve gönül rahatlığıyla “Çok iyi olur.” diyemem. Fakat yine de, bizim milletimiz pek misafirperverdir ve ülkemizde misafir kabul etmenin kendine göre bir azizliği vardır. Anadolu insanı, tavırlarını yeniden gözden geçirir, bir misafiri ağırlamanın ve misafire açık bulunmanın havasını biraz sun’î de olsa sergiler. Genel durumu istenilen seviyede olmasa da, ev sahipliği avantajıyla ve biraz muvakkat ruh haletiyle, biraz da tabiatındaki misafirperverlik mülâhazasıyla ciddî bir görünüm sergileyebilir ve bu, misafire bir şeyler ifade edebilir.