İçeriğe geç

İşte bu şeytanî gayretler, millet çoğunluğu üzerinde müessir olmasa da, öteden beri hayatını şiddete, hiddete, kine, nefrete bağlamış ve düşmanlıktan başka bir şey düşünmeyen marjinal bir kesimi ayaklandırmaya yetti. Ayaklandılar ve “hoşgörü”, “diyalog”, “sevgi”, “herkesi kendi konumunda kabul etme” ve “kavgasız bir dünya” gibi kavramlara karşı âdeta savaş ilan ettiler. Yüreklerdeki ümitleri sarstılar, insanların birbirlerine karşı güven ve itimadını yıktılar, toplumun değişik kesimlerini birbirine bağlayan esasları yerle bir ettiler.

Meselâ, sürekli “Değirmenin suyu nereden geliyor?” gibi sorularla milletin zihninde şüpheler hâsıl etmeye çalıştılar. Oysa herkes biliyordu ki, bu hizmetler, İstiklâl Harbi’ndeki fedâkarlığı, bugün bir başka şekilde ortaya koyan milletimizin hizmetleriydi ve kaynağı da onların yürekleriydi. Türkiye’nin bütün köy, kasaba, ilçe ve illerindeki hayırsever insanların desteği vardı bu okulların arkasında. Ülkemizin en gözde üniversitelerinden mezun olarak burs miktarı bir maaşla çalışan gencecik öğretmenlerin alın teri vardı.

Aslında, yurt dışındaki bir okulun öğretmenlerinin, devlet yardımı olarak verilen patatesle altı ay yaşadığını bu soruların sahipleri de biliyorlardı. Belki onlar, o patatesi pişiren aşçının kendi yemeğini evinden getirdiğini de biliyorlardı… Parasızlık nedeniyle üç aile bir evde kalanlardan, düğününü yapar yapmaz, gerdeğe girmeden okuluna koşan, destanlara malzeme teşkil edecek Anadolu’nun yağız delikanlılarından onlar da haberdardılar.

Kaldı ki, böylesine göz önünde ve sayıları yüzleri aşan eğitim kurumları adına bir başka yerden gelme para iddiaları için bugüne kadar tek bir belge gösterilememiştir. Çünkü milletin helâl katkılarından başka herhangi bir kaynak yoktu; değirmen fedakârlık, alın teri, gözyaşı ve fedakâr Anadolu esnafının hayır duygusuyla dönüyordu.

105