İçeriğe geç

Bazı insanlar, eğer bir yerde fakire ait bir yazı görmüşlerse hemen o gazete, dergi ya da internet sayfasıyla bizzat ilgilendiğim kanaatine varıyorlar. Hatta e-mail adresimi istediklerini ve yazışma telebinde bulunduklarını arkadaşlardan duyuyorum. Hâlbuki, ben bazı dostlardan gelen mektupları dahi okuyamıyor; bir iki satırla da olsa, onlara cevap veremiyorum. İnternetle de hiç, ama hiç meşgul olmuyorum. Zaten hayatımın son anları olarak düşündüğüm şu günlerin hiçbir dakikasını öyle şeylerle geçirmek istemem. Rabbimin huzuruna giderken, O’nun rızası için yapmaya çalıştığım ibadet ü taat ve dua dışında bir hâl üzere olmayı Cenâb-ı Allah’a karşı vefasızlık sayıyorum. Şu anda, sadece O’nun rızasını düşünmek, O’nun huzurunda başımı secde eşiğine koymak ve emanetini alacağı an en temiz duygu ve düşünceler içerisinde bulunmak istiyorum. Gönlümde hep şu beyitlerin mazmunu var:

Yetiş ey Ebedî Dost, yetiş ki pek bunaldım!

Kılıcım kesmez oldu, tirkeşimde tek ok var;

Aşılmaz bu tepeler sen olmadan, inandım…

Ve inanç kuşağında yâr oldu bana ağyâr…

En tatlı hülyalarla koşayım yollarında,

Anladım senden gayri her şey aldatan serab!

Noktalansın bu hayat ölümün kollarında,

Değil mi ki seni buldum… Buldum seni, ey Râb!

Yaşayıp doydum artık, doyulmayan dünyadan,

İsterse hemen bitsin şu bitmeyen sonbahar;

Fırlasın bu son okum, fırlayıp çıksın yaydan,

Kanıma bedel olsun bakışı şehlâ şikâr…

135