İçeriğe geç

Yeryüzüne daima yağmur yağar. Ama yağmur bulutları rahmete liyakatli yerleri kollar. Yağmurun mülk ve melekût yönü, her ikisi de şeffaftır. Her ne kadar emareleri ortaya çıkınca yağacağı söylenebilirse de, ufukta henüz işaretleri yokken yağmurun geleceğini kestirmek zordur. Semanın gözyaşları o yana da, bu yana da açıktır; Allah’ın kudretine, inâyetine, meşîetine ve ilmine taalluk etmektedir. Bazen gider denize boşalır, bazen de yolu gür ormanlara varır.

İçtimaî hayattaki fırtına, buhran, ızdırap, sıkışma ve tazyikler de bulutların sıkışması gibi bir kıvama gelir ve netice itibarıyla nerede rahmet teveccühü varsa oraya sürüklenirler. O sıkışmalar, tazyikler, bunalımlar ve ızdıraplar ölçüsünde sineler heyecanla Allah’a (celle celâluhu) yönelirse, “Allahım! Sen de biliyorsun ki, bizim Senden, Senin rızandan başka bir mülâhazamız yoktur. Senden başka bir şeye gönül bağlayacaksam şu can emanetini al da hayatı bir yük gibi omuzumda taşımayayım.” diyecek kadar yürekten ve samimi olarak O’na teveccüh ederse, Allah merhamet eder; eder de yıldırım yüklü bulutları rahmet çeşmesi hâline getirir.

Ama eğer, Müslümanlar sadece birer kültür Müslümanı ise; babalarının Müslümanca yetiştiği zeminde, öyle gördüklerinden dolayı Müslüman gibi görünüyorlarsa; ruhlarını aydınlatamamış, kafalarını yenileyememiş, İslâm için hiçbir çilesi, hiçbir ızdırabı olmayan ve hususiyle de “Ne olacak milletimin şu acıklı hâli?” deyip fikir çilesi çekmeyen insanlarsa –ki en büyük çile fikir çilesidir– rüzgârlar rahmet muştuları getirme yerine felâket haberleri taşıyacaktır. Bundan dolayı, her şeyden önce inananlar doğru inanmalı ve birer muhasebe insanı olmalıdır.

90