İster yurt içinde, isterse yurt dışında, milletimiz ve topyekün insanlık için, okullar, kültür lokalleri vb. kurumlarda vazife yapan hasbî ruhlu fedakâr öğretmen ve rehberler var. Bu kurumlarda vazife yapan insanlar, ister “kût-u lâ yemût”la geçinsin, ister bir burs ölçüsünde maaş alsın, isterse kendilerine normal bir maaş takdir edilsin, aldıkları maaş her ne olursa olsun, onlardan beklenen, düz bir mesai anlayışının ötesinde, çoluk çocuklarının medar-ı maişetlerini temin ettikten sonra, gerektiğinde otuz-kırk saat derse girmeleri, gece-gündüz talebelerin başında bulunmaları, hatta imkânları varsa cumartesi, pazar da talebelerine rehberlik yapmalarıdır.
Evet, keşke bu hasbî ruhlar, peygamberâne bir azim ve gayretle, öğrencilerinin derslerinde onlara yardımcı olsa, her türlü dertlerini dinlese ve duruma göre geceleri de bir anne şefkat ve merhametiyle onların üzerine titreseler. Ancak böyle bir mesai anlayışıyla çoktan beri kırılmış, yamuk yumuk hâle gelmiş ilim, irfan hayatımızı düzeltme imkânı bulabiliriz. Fakat bu seviyedeki bir fedakârlık ufkunu insanlara teklif etmeden önce, öncelikle böyle bir mesai anlayışının gerekliliği anlatılmalı, bu konuda rehabilite yapılmalı, insanlar buna alıştırılmalı, bütün bunlardan sonra bu fedakârlık telakkisi onların iradelerine emanet edilmelidir. Bu arada hemen şunu ifade edelim ki, bütün bunlar yapılırken, fedakârlığın insanlardan zorla istenecek bir husus olmadığı hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır.
Dil Olimpiyatları ve Mesai Faktörü