Hayatını bütünüyle hak ve hakikate hizmet yoluna vakfeden, gözü dine hizmetten başka hiçbir şeyi görmeyen, dünyadan tamamen tecerrüt etmiş insanlar her zaman bulunabilir. Şayet bu insanlar, bu sübjektif hâllerini başkalarına tâmim etmez, herkesi böyle bir mükellefiyet altına sokma teşebbüsünde bulunmazlarsa, yaptıkları bu tercihte bir mahzur olmayabilir. Sofiler arasında da dünyadan el etek çekerek hayatlarını inzivada geçirmiş Halvetîler vardır. Onlar göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa, gözlerinin içine başka hayal girmesin diye dünyaya bütünüyle kapılarını kapatmışlardır. Fakat unutulmamalıdır ki, veraset-i nübüvvet yolu bu değildir. Biz o büyük insanların büyüklüklerini takdirle karşılar ve öper başımıza koyarız. Fakat Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), kendi çizgisindeki insanlara mesajını duyururken halk içinde bulunup onlardan gelen sıkıntılara katlanmanın, tek başına inzivaya çekilmekten daha hayırlı olduğunu ifade buyurmuştur.56 Bu açıdan herkesin milletini yükseltme istikametinde bir kısım vazife ve sorumlulukları olacaktır ve kişiye düşen bu sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmek olmalıdır. Hem insanın kendisinin yükselmesi bir yönüyle milletinin ve gelecek nesillerin de yükselmesine bağlıdır. Dolayısıyla insan, toplumu nazar-ı itibara alacak büyük ve küllî projeler geliştirmeli ve bu projeleri gerçekleştirmeye matuf bir gayret içinde olmalıdır. Fakat bütün bunları yapmanın yanında öyle bir mesai tanzimine gitmeli ki, din ve diyanet, kalb ve ruh hayatı adına eksik ve noksanlıklara düşmesin, Allah yolunda gücünün yettiğince koşturmaktan geri kalmasın. O hâlde hayatın hiçbir safha ve hiçbir ünitesinde boşluk bırakmayacak ölçüde herkes kendine düşen vazifeyi yapmalı, iyi bir mesai tanzimine ve iş bölümüne gidilerek kim neyi, en mükemmel şekilde yapabiliyorsa orada rantabl olmaya çalışmalıdır.