İçeriğe geç
33. Bölüm

Emanette Emin Miyiz?

Soru: Büyüklerimizin, “Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.”255 şeklinde dua ettiklerini görüyoruz. Emanetten maksat sadece can mıdır; vazife ve sorumluluklarımız açısından “emanet” tabirini değerlendirir misiniz?

Cevap: Allah Teâlâ’nın insana bahşettiği ilk ihsanlar birer emanet olduğu gibi, insanın, iradesinin hakkını verip bu ilk mevhibeleri değerlendirmek suretiyle kazandıkları da birer emanettir. Aslında insanın kazandıklarının fâil-i hakikîsi de Allah’tır. Ne var ki, hukuk disiplinleri içerisinde ifade edilen, “Bir şeyin hakikî fâili görünmüyorsa, o fiil, en yakın sebebe nispet edilir.” kaide-i külliyesinden hareketle, insanın iradesini kullanarak kazandığı bazı şeyleri –her ne kadar iradeye terettüp eden işlerle onun arasında tenasüb-i illiyet prensibine göre bir münasebet bulunmasa da– biz insana nispet ediyoruz. Dolayısıyla Allah tarafından insana meccânen verilenler birer nimet olduğu gibi, insanın iradesinin hakkını vererek kazandıkları da nimet kategorisi içinde değerlendirilmelidir. İnsan, bu bakış açısını yakalayabildiği takdirde, hem kendisine bahşedilen hem de iradesinin hakkını vererek mazhar olduğu bütün bu nimetlerin evvel ve ahirinde, zâhir ve bâtınında kudret-i nâmütenahinin elini görecek, bu nimetleri kendisine ihsan eden Zât’a karşı sinesi hamd u sena duygularıyla dolup taşacaktır. Evet, insan bütün bu nimetleri düşündüğü zaman, çok ciddî bir metafizik gerilim içinde minnet ve şükran hisleriyle oturup kalkacak, “elhamdülillâh”la soluklanacak ve bu mübarek kelimeyi, tepeden tırnağa kadar vücudunun her yanında ihtizaz meydana getirecek şekilde duyacaktır.

İman En Büyük Emanet

286