Diğer yandan bir toplantı için sözleşmek, belli bir saatte toplantı yerinde olacağını söylemek zımnî bir taahhüttür. Buna riayet etmeyen insanın, لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ“Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?”61 tokadını yemesinden korkulur. Âyetin mânâ ve muhtevası sebeb-i nüzulün ötesinde çok geniş bir alana taalluk etse de söz konusu âyetin sebeb-i nüzulüne baktığımızda, verdiği sözü tutmama meselesinin olduğu da görülür.62 Bundan dolayı herhangi bir toplantıya katılma konusunda söz vermiş bir insan ne yapıp edip söz verdiği vakitte orada olmaya çalışmalıdır. Hatta gerektiğinde, görüşme saatinden bir müddet önce oraya gidip kapının önünde beklemelidir. Başkaları bizi bekleyeceğine biz onları bekleyelim. Şayet insan, gecikmesini gerektirecek bir problemle karşılaşırsa, bu durumda hemen telefon edip özür dilemeli ve arkadaşlarının erkenden oraya gidip zamanlarını israf etmelerine sebebiyet vermemelidir.
Ayrıca toplantılarda görüşülecek mevzular önceden tanzim edilmeli, kemal-i ciddiyetle bir yere not edilmeli ve mesele, irticalinin dağınıklığına bırakılmamalıdır. Akl-ı selim, hiss-i selim ve kalb-i selimle not ettiğimiz mevzular bizim için çok önemlidir. Çünkü bu sayede görüştüğümüz meseleler belli bir çerçeve içinde kalır. Aksi takdirde birisi bir şey söyler, diğeri ona cevap verir, bir başkası başka bir şey söyler ve derken hisler devreye girerek meseleler dağılır gider. Oysaki biz önceden aldığımız notlarla kendimizi bağlamış oluruz. Salim bir akılla tespit ettiğimiz notlar, salim bir aklın sesi soluğu olması itibarıyla bizi çerçevenin dışına çıkarmaz ve böylece zaman israf edilmemiş olur.