İçeriğe geç

Şimdi bu hendesî yani geometrik genişlemeye mukabil, rehberlik yapacak insanların kemmiyet ve keyfiyeti hâlâ riyazî durumdaysa, o zaman mevcut durumun yeniden gözden geçirilip doksanlı yılların başında arkadaşların hicret sevabı deyip yurt dışına göçler tertip ettikleri gibi gönüllerde yeni bir seferberlik aşk u iştiyakı tutuşturulması gerekir. Kur’ân-ı Kerim: وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِيسَبِيلِ اللّٰهِ“Allah yolunda hicret edip mücahededebulunanlar.”1 buyurmak suretiyle bize bu hedefi gösteriyor. Yani insanlar, hicretle nezd-i ulûhiyette bir kıymet kazanıyorlar. Ardından da hicretin hakkıdır deyip, hicret ettikleri yerde insanlarla Allah arasındaki engelleri bertaraf edip gönüllerin bir kez daha Allah’la buluşturulması istikametinde mücahedede bulunuyorlar. Bundan dolayı, hendesî genişlemeye bağlı olarak, Asr-ı Saadet’te olduğu gibi sıkı bir eğitimle insanların kalbî ve ruhî hayatlarına eğilme, onları cismaniyetten sıyırıp, hayvaniyetten çıkarıp kalb ve ruh yörüngesinde Allah’a doğru sevk etme mevzuunda gayret çok önemlidir. Sahabenin son, tâbiînin ilk döneminde İslâm’a giren bazı mübtedi insanlar dinin ruhunu kavrayamadıklarından dolayı Haricîlik, Rafızîlik ve Bâtınîlik gibi cereyanlara sebep olmuşlardır. Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu durumu ifade sadedinde; “İçinizde öyle insanlar zuhuredecek ki; siz, onların namazı yanında kendi namazınızı, onların orucuyanında kendi orucunuzu, onların amelleri yanında kendi amelinizi küçük göreceksiniz.Onlar Kur’ân okurlar fakat okudukları Kur’ân gırtlaklarından aşağıgeçmez, onlar okun avı delip geçtiği gibi dine girip çıkarlar.” buyurmuşlardır.2

128