İçeriğe geç

Üstad Hazretleri, Yirmi İkinci Mektub’un Hâtimesi’nde أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَأَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ“Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedinidişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz!”9 âyeti ışığında kelime kelime, gıybetin ne kadar çirkin bir fiil olduğunu izah ederken, âyetin başındaki soru mânâsı veren “hemze”nin âyetin bütün kelimelerine bir su gibi sirayet ettiğinden bahseder. Belki de bir nur ve ruh gibi. İşte niyet de aynen böyledir. Mü’min, niyetiyle Cenâb-ı Hakk’a teveccühünü, O’nun هُوَ الْمَقْصُودُ، هُوَ الْمَحْبُوبُ، هُوَ الْمَعْبُودُ10 olduğunu âdeta namazın her rüknüne yayar/yaymalıdır. O, namazdaki her kıraatte bu niyetine sadık kalmalıdır. Bilhassa ferdî olarak eda edilen nafile namazlarda tekellüf denebilecek ölçüde bu hususa dikkat edilebilir. Cemaatle kılınan farz namazlarda böyle bir tavır içine girmek doğru olmaz. Zira bu, dinde külfet mânâsına gelir ve teklif-i mâlâyutak olur. Ama kendi kendimize kıldığımız nafile namazlarda başından sonuna kadar meseleyi elden geldiğince huzur-u ilâhî mülâhazasına bağlı götürmek için böyle bir niyet gayreti ve arayışı içinde bulunmakta mahzur olmasa gerek. Namaz, mü’minin miracıdır.11 Cenâb-ı Hak miracı anlattığı yerde إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ“Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”12 buyurur. Buradaki “هُ” (hû) zamirinin ircaında iki tevcih vardır. Bu tevcihlerden birine göre zamir Cenâb-ı Hakk’a irca edilir. Fakat diğer tevcihe göre semî’ ve basîr sıfatları Resûl-i Ekrem Efendimiz’in hâlini ifade eder. Şimdi semî’ ve basîr gibi esmâ-i hüsnadan olan iki isimle Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhissalâtü vesselâm) tavsif buyrulmuşsa burada önemli bir hakikate dikkat çekiliyor demektir. Demek ki Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), miraç esnasında gözüne, kulağına arz edilen her şeyi o sapasağlam ihsas ve ihtisas kabiliyetiyle emip massetmiştir. Başka bir ifadeyle miracı çok iyi sağıp çok iyi doymuştur. Miracın saniyesini, sâlisesini, âşiresini fevt etmemiştir. Mebdeinden müntehasına kadar, her şey âdeta O’nun şuur süzgecinden, filtresinden gelip geçmiştir.

278