İçeriğe geç

Bir dönemde ben, namazda kalbi ifrağ adına birinden bir hakikat öğrenmiştim. Daha sonra o güne kadar kıldığım bütün namazlarımı ahirette yüzüme vurulur endişesiyle kaza ettim. Çünkü bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), namazın kabir hayatında tecessüm edeceğini ve şayet kişi namazlarını arızalı kılmışsa bu namazların kusurlu ve mefluç bir refik şeklinde onun karşısına çıkacağını ve bu kişinin berzah hayatını bu mefluç refikle birlikte geçireceğini ifade etmiştir. Dolayısıyla eksik ve noksan kılınan namazların kazasını eda, bir mânâda meziyet değildir. Ona isterseniz cebren li’n-noksan diyebilirsiniz. Yani o, bir mânâda kırığı, çatlağı sargıya alma demektir.

Bir Kasıtta İki Maksut Olmaz

Biraz önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, herkesin niyeti Cenâb-ı Hak’la münasebeti ölçüsünde farklı farklıdır. Niyet temelde fukahânın icmaına göre kalbin kastıdır. Yani niyet, نَوَيْتُ… نَوَيْتُ… نَوَيْتُ…7 şeklinde sadece lafızdan ibaret bir şey değildir. Vâkıa fukahâ, bu mevzu üzerinde farklı mütalâalar beyan etmişlerdir. Bazıları niyetin lisanla söylenmesini daha evlâ görmüşler, bazıları ise söylememenin daha evlâ olduğunu ifade etmişlerdir. İkincilere göre, lisanla söyleme meselesi kalbin konsantrasyonuna mâni olmaktadır. Hanefî fıkhında fakih olmamakla beraber ikinci bin yılın müceddidi ve bir kutup olarak kabul edilen İmam Rabbânî Hazretleri’nin lisanla niyet etmeyi mahzurlu görmesi de zannediyorum bu mevzuda bize önemli bir fikir verir.8 Fakat kanaatimce bazı mü’minler niyetlerini dil ile yapıyorlarsa “fukahâdan bazılarının kavline binaen yapıyorlar” deyip ihtilâfa yol açacak şekilde meselenin üzerinde durulmaması gerekir.

275