İçeriğe geç

İşte bu kadar âciz ve muhtaç durumda olan insanoğlunun diğer taraftan hayat, sıhhat, ebediyet, Cennet… gibi sınırsız ve sonsuzluğa uzanan arzu ve emelleri vardır. Bütün bu istekler karşısında bir insana acaba Kehkeşanlar verilse dahi, bu arzu ve emellerin kaçta kaçını tahakkuk ettirebilir? Acaba insan, bütün bu fizikî sistemlerin yapısını bozarak, bu arzularını onlarla yerine getirebilir mi? Ya da sahip olduğu ebediyet arzusunun dantelâsını Samanyolu galaksisiyle örüp örgüleyebilir mi? İşte insan, varlığı itibarıyla, bu kadar âcizdir. Onun hamuru âdeta aczden yoğrulmuş gibidir. Aynı zamanda o, muhtaç olduğu şeylerin yüzde birine sahip olamayacak kadar da fakirdir. İşte Üstad Hazretleri, “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” diyerek bize bu hakikati anlatmış ve bu hakikatle ortaya çıkan yolu göstermiştir. Mesele bu şekilde acz ve fakr etrafında örgülenince, insana düşen de başka değil, kendini acz u fakr sultanı görmek; görüp “Eğer âcizlik ve fakirlikte bir sultan seçilecekse, o ben olmalıyım.” mülâhazası içinde bulunmaktır.

202