Terk-i dünyadan sonra ise terk-i ukbâ geliyor. Terk-i ukbâ ise, insanın yaptığı ibadet ü taati uhrevî bir mükâfat ve bedele bağlamaması demektir. Allah’a kullukta bulunan, O’nun yolunda koşturan bir insanın, “Allah’ım! Ben bu kadar namaz kılıyor, oruç tutuyor ve dine hizmet adına koşturuyorum. Benim bu kadar koşturmama karşılık Sen de Cennet’ini bana ver!” demesi, kendi konumunu bilmemesi, bir gaflet ve küstahlık içine düşmesi demektir. Zira Cennet Allah’ın fazlıyla insana lütfedeceği bir nimettir. Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü tahiyyat) bu hakikati ifade etme adına şöyle buyurur: “Hiçkimse ameliyle Cennet’e giremez.” Sahabe-i kiram efendilerimiz: “Siz de mi ya Resûlallah?” diye sorunca da şöyle cevap verir: “Allah rahmet ve fazlıyla sarıp sarmalamazsa ben de giremem.”5 Evet, Cennet Allah’ın fazlının neticesidir. Kulluk ve ubûdiyet Allah’ın hakkı, bizim ise vazifemizdir. Ukbâyı terk meselesi işte bu açıdan ele alınmalıdır. Yoksa ukbâyı terk, insan için, Cennet’i istememek ve Cehennem’den sakınmamak demek değildir. Zaten biz sabah-akşam okuduğumuz dualarımızda: اَللّٰهُمَّ أَجِرْنَا مِنَالنَّارِ، اَللّٰهُمَّ أَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ الْأَبْرَارِ“Allah’ım bizi Cehennem ateşinden koru,6ebrarla birlikte Cennet’e idhal eyle.7” diyoruz.
Sil Kendini ve Unut Terk Ettiklerini
Dipnotlar
- 5 Buhârî, merdâ 19, rikak 18; Müslim, sıfâtü’l-münâfikîn 71-78.
- 6 Bkz.: Ebû Dâvûd, edeb 100, 101; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/234.
- 7 Bkz.: Ebû Ya’lâ, el-Müsned 11/54.