İçeriğe geç

Üstad Hazretleri, Kur’ân için, اَلتَّنَزُّلَاتُاْلإِلٰهِيَّةُ إِلَى عُقُولِ الْبَشَرِ ifadesini kullanmak suretiyle, ilâhî kelâmın beşer seviyesini nazar-ı itibara alarak insanlara hitap ettiğine dikkatleri çeker.2 Yani Kur’ân-ı Kerim’de bizim onu anlayabilmemiz için öyle bir üslûp kullanılmıştır ki, mütebahhir mütefekkirler ve derin araştırmacılar ondan çok şey anladığı ve aynı zamanda anladıklarının ötesinde Kur’ân’ı kendi seviyelerinin çok çok üstünde gördükleri gibi, bizim gibi mübtedî insanlar da şöyle böyle kendi seviyesine göre ondan bir şeyler anlar; anlar ve dünyevî-uhrevî saadetleri adına ondan istifade ederler. Dolayısıyla seviyesi ne olursa olsun önyargısı olmayan herkes Kur’ân’dan istifade eder ve onun hakaikine ulaşmak için sürekli daha ileri bir seviyeye sıçrama lüzumunu duyar.

Âyetin devamında, أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي buyruluyor. Bir tevcihe göre bunun mânâsı şudur: “Ben nasıl basiret üzerine davet ediyorsam, bana tâbi olanlarda basiret üzerine davet ederler.” Bu tevcihten hareketle diyebiliriz ki, kıyamete kadar gelecek ne kadar dava-i nübüvvet vârisi, hak ve hakikate tercüman olacak insan varsa, bunların hepsinin, davetlerini, basiret üzere yapmaları gerekir.

Sineler Neye “Evet”, Neye “Hayır” Der

259