Evet, ölümün habercisi diyebileceğimiz ve şakaklardan başlayıp çeneye doğru yayılan, daha sonra bıyıkları sarıp en nihayetinde kaşlara sıçrayan o beyazlıklar ahirete inanmayan insanlara bir şey ifade etmeseler de bunların inanan insanlara ifade ettiği ne derin ve engin mânâlar vardır. Meselâ inanan bir gönül kimi zaman الْمَوْتُ حَقٌّ“Ölüm haktır.”4 der, ölümün apaçık bir gerçek olduğunu ikrar eder. Kimi zaman da كُلُّ نَفْسٍ ذَۤائِقَةُ الْمَوْتِ“Her nefis,her lâhza ölümü tatmaktadır.”5 hakikatini hatırlar ve şu muvakkat misafirhanede gidici olduğu şuuruyla hareket eder. Mü’min bütün bu hakikat fermanları karşısında devekuşu gibi başını kuma sokup kendini aldatmak yerine öteler için hazırlık yapar ve bu istikamette daha çelik çavak bir kulluk ve hizmet ortaya koymaya çalışır. İşte Hazreti Pîr, yaşlılığın bu çok hoş ve çok kazançlı yanlarını bildiğinden İhtiyarlar Risalesi’nde: “O hâlde biz bu ihtiyarlığımızı, yüzgençliğe değişmemeliyiz.”6 ifadesini kullanır.
…Ve İnsan Bile Bile Aldandı
Dipnotlar
- 4 Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 3/180.
- 5 Âl-i İmrân sûresi, 3/185; Enbiyâ sûresi, 21/35; Ankebût sûresi, 29/57.
- 6 Bediüzzaman, Lem’alar s.290 (Yirmi Altıncı Lem’a, Dokuzuncu Rica).