Meselâ bir yerde çektiği onca sıkıntıdan sonra elhamdülillâh dediğini ifade eder. Hâlbuki onun başına gelen musibetler şayet bizim başımıza gelseydi, zannediyorum biz onların altında ezilir kalır, preslenir ve âdeta pestil olurduk. Fakat o, hiçbir zaman böyle bir duruma düşmüyor ve aynı zamanda hiçbir zaman çektiği sıkıntılardan şikâyette bulunmuyor. Mâruz kaldığı onca sıkıntıdan sonra, bakıyorsunuz, hemen bir nikbinlik ve sevinç izhar ediyor. Elbette ki, ehl-i dünyanın kendisine yaptığı onca zulüm ve kötülük karşısında hiçbir zaman inandığı mefkûreden geri adım atmıyor, hep bildiği yolda yürümeye devam ediyor. Ancak onların bu zulüm ve baskıları karşısında kaderi tenkit etme gibi bir vartaya da asla düşmüyor; aksine kendini sorgulayıp nefsini hesaba çekiyor. Meselâ bir yerde onların zulmünü, iman hizmetini mânevî terakkiyatına alet etmeye bağlıyor. Hâlbuki mânen terakki etme, bir yönüyle, belki de pek çoğumuzun ulaşmak istediği bir meseledir. Çok az insan vardır ki; “Allahım benim hakkımda bir Şah-ı Geylânîlik takdir etmişsen, bahtına düştüm, ne olur, onu benden al ve bana, velilik, kutupluk, gavslık gibi mânevî pâyeler de gelse, bunları elimin tersiyle itecek kadar güçlü bir irade ihsan eyle! Çünkü bu gibi mânevî makamları talep etme, Seni talebin içine başka bir şey karıştırır. Oysaki ben saf, dupduru, berrak ve natürel olarak sadece Seni talep etmek istiyorum” der. Evet, her zaman düz bir kul olduğunun şuurunda bulunmak ve Allah’a intisabını düz kullukta daha iyi duyup daha iyi hissetmek çok az insana müyesser olan bir anlayıştır. İşte, Hazreti Pîr, bu anlayışın insanıdır. Fakat mânen terakki etme, gözün açılmasıyla mârifet ufkunda bir üveyik gibi kanatlanıp tayeran etme her zaman insanın aklından, hayalinden geçebilir. İşte Üstad Hazretleri, sadece hayaline ilişen bu tür duygu ve düşünceleri bile, Zât-ı Ulûhiyet’e karşı umumi ve mutlak mânâda teveccühe mâni gördüğünden onları birer günah ve vebal saymış ve bu açıdan da başına gelen belâ ve musibetleri bu hususa bağlamıştır. Tabiî, bu şekilde davranmakla, aynı zamanda en kötü tablolardan bile çok güzel neticeler çıkarmasını bilmiştir.