Hadis-i şerifteki, “İslâm garip olarak başladı.” mübarek beyanını, bu dinin; edasından, üslûbundan, yolundan, mesajından, hâlinden anlaşılamayan bir cahiliye atmosferinde neş’et ettiği ve onu temsil edenlerin bu tür gurbetlerle imtihan olduğu şeklinde anlayabiliriz. Bilindiği üzere Mekke müşrikleri uzunca bir zaman İslâm’a karşı direnmiş, onun bir avuç müntesibine boykottan komploya, ondan her türlü eza ve işkenceye kadar yapmadıkları despotluk ve zulüm bırakmamışlardı. Bir diğer taraftan İslâm, ilk neş’et ettiğinde gariplerle temsil edilmiştir. Evet, o ilk temsilcilerinin içinde toplumun ileri gelenlerinden hemen hemen hiç kimse yok gibidir. Hatırlayacaksınız, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Dihyetü’l-Kelbî (radıyallâhu anh) ile Roma imparatoru Hirakl’e mektup gönderdiğinde, Hirakl Ebû Süfyan’ı çağırtmış ve ona bazı sorular sormuştu. O sorulardan birinde de, Peygamber Efendimiz’i kastederek “O’na daha ziyade ittiba edenler kimlerdir, zenginler mi gariplermi?” diye sormuş; Ebû Süfyan da, “Garipler.” diye cevap vermişti.4 İşte bu garipler, kendi toplumları içinde çok garip karşılanmış ve ciğersûz denecek ölçüde çok garip muamelelere maruz bırakılmışlardır. Fakat o mü’minler bunların hiçbirine takılmamış, her türlü “akabe”yi aşarak, Allah’la münasebetlerini kusursuz denebilecek ölçüde devam ettirmiş ve din-i mübîn-i İslâm’ın intişarında tarihin daha sonraki hiçbir döneminde görülemeyecek ölçüde Allah’ın yüce adının bir bayrak gibi gönül burçlarında dalgalanmasına vesile olmuşlardır.
İslâm’ın İzzeti ve Hazreti Ömer
Dipnotlar
- 4 Buhârî, bed’ü’l-vahy 6; Müslim, cihad 74.