Hastalığıma ve halsizliğime rağmen, Cenâb-ı Hakk’ı anma gibi önemli bir mevzu hatırına, zorla da olsa bu kadarcık bir şey söyledim. Evet, zikir, Cenâb-ı Hakk’ın gizli açık nimetleri karşısında O’nu ins-cin herkese ilan etmenin unvanıdır ve inananlar için havadan, sudan daha önemlidir. Hem o kadar önemlidir ki, bu ilan kesildiği an, yeryüzü ve ondaki varlıkların da hikmet-i vücudu kalmaz. Bundan dolayı, Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ) yeryüzünde “Allah! Allah!” diyenlerin kalmayışını kıyametin kopmasının bir habercisi saymıştır.
Müspetin Peşinde Olma
Mü’minler alabildiğine derin olmalı, yoksa hayat-ı içtimâiyenin içinde zedelenebilir, yara alabilirler; düşüncelerinde, duygularında çatlamalar ve kırılmalar yaşayabilirler. Dinî duygular açısından çok sağlam olmalıyız. İşlediğimiz küçük-büyük günahlardan dolayı odamıza çekilip gözyaşı dökmüyorsak, kalb hayatımız adına çok şey kaybetmişiz; hatalarımızın ezikliğini günler, aylar ve hatta yıllarca yaşamıyorsak, ruhumuz mukavemetini yitirmiş demektir.
Vücudun sıhhat emarelerinden bir tanesi, değişik virüsler, mikroplar karşısında hararetinin yükselmesidir. Vücudun böyle bir mukavemet göstergesi yoksa, durumu çok vahimdir. Bu, artık onda bir çırpınma, bir helecan kuvvetinin dahi kalmadığını gösterir. Aynen öyle de, şayet yapılan mâsiyetlere karşı bir iç tepki yoksa, vicdan, günaha “Hayır!” demiyorsa ruh ölmüş demektir. Onun için bir taraftan ruhumuzu öldürmeden olumsuzluklara karşı tepki gösterecek kadar kararlılık sergilemeli, diğer taraftan da gözlerimizi daha ötelere çevirerek devamlı terakkî peşinde olmalıyız.