Kontrollü durmak, günahlar karşısında kendini salmamak ve lâubalîliklere karşı kapalı kalmak lazım. Hatta içimizdeki inşirahları bile zevk-i ruhânî havası içinde karşılayarak onlarla sevinme yerine, “Ya Rabbi! Ben Sana karşı hakkıyla kulluk yapamadım ki içimde böyle bir esinti olsun. Yoksa bu hâl şeytandan mı?” diyerek ondan dolayı dahi istiğfar etmeli.
Bize ait hiçbir güzelliğe güvenmemek esastır. Dünyada havf (korku) içinde yaşayanlar, ahirette emniyet içinde olurlar. Cenâb-ı Allah, bir kutsî hadiste “Havf ve emniyeti cemetmem, bir arada vermem.”15buyuruyor. Yani, burada ahireti hesabına korku içinde yaşayanlar, orada emniyet içinde olacak. Dünyada ahiretinden endişe etmeyen ve öteler için hazırlık yapmayanlar ise orada korku yaşayacaklar. Şâzilî’den İmam Gazzâlî’ye, ondan Üstad Bediüzzaman’a kadar pek çok Hak dostu “hayatta iken havf kapısını ardına kadar açık bırakmak ve ölüm zamanı da recâya yapışmak” gerektiğini söylerler. Kat’iyen emniyet duymamak, ahiret adına güvende olduğu zannına kapılmamak lazım.
Her ne kadar Kur’ân talebeleri, birbirleri hakkında küllî dua etmelerinden, iman-ı tahkikî açısından latîfelerini nûrefşân hâle getirmelerinden ve şeytanın elinin ulaşamayacağı yerlere kadar kalblerine imanın sirayetinden ötürü inşaallah kabre imanla gireceklerine dair bir müjde alsalar bile, bir Kur’ân talebesi asla akıbetinden emin yaşamamalıdır. Bu hususla alâkalı terhîb ve tergîb (sakındırma ve teşvik etme) makamlarında söylenen sözleri, sırat-ı müstakîm adına söylenmiş genel ifadelerle karıştırmamak gerekir. Meselâ, Allah Resûlü’nün terhîb için “Konuştuğunda yalan söyleyen, verdiği sözde durmayan ve emanete ihanet eden halis münafıktır.”16buyurmasıyla, tergîb ifade eden “La ilâhe illallah, diyen Cennet’e girer!”17müjdesini, sebeb-i vürûdlarını dikkate alarak değerlendirmek, bunları umumî kaidelerle karıştırmamak icap eder.
Şeytan
Dipnotlar
- 15 İbn Hibbân, es-Sahîh 2/406; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/270, 5/189, 6/98.
- 16 Buhârî, îmân 24, şehâdât 28, vesâyâ 8, libâs 69; Müslim, îmân 107-110.
- 17 Tirmizî, îmân 17