2. Tekvînî emirlere riayet; yani, Allah’ın kâinatta cari sünnetine (kanunlarına) uygun hareket etmek.
Efendimiz aleyhissalâtü vesselâmın hayat-ı seniyyelerine baktığımızda, O’nun sebepleri göz ardı etmeden, âyât-ı tekvîniyeyi çok iyi okuyarak, hep takva yörüngeli yaşadığını görürüz. Meselâ; O, ashabına “Gece yatarken, evinizde yanan ateşi söndürünüz!”12buyurmuşlardır. İşte, burada ve benzeri sözlerinde, sebeplere riayet edilmesini ve ateşten dolayı evde herhangi bir kazaya sebebiyet verilmemesini ifade etmişlerdir.
Allah için yeme içme, Allah için çoluk çocuk sahibi olma, Allah için işleme, Allah için başlama… Bunları ardı ardına sıralayın ve çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar. İşte bunların hepsini Allah için yaptığınız, Allah adına hareket ettiğiniz zaman takva dairesine girmiş ve her yaptığınız amelde ibadet sevabı kazanmış olursunuz. Fakat “Hele bir namaz kılayım da görsünler!” “Hele bir konuşayım da nasıl konuşulurmuş öğrensinler!” “Herkesten daha çok vereyim de vermek, civanmertlik nasıl oluyormuş bilsinler!” dediğiniz an pek çok şeyi kaybedersiniz.
İç-Dış Ahengi ve Günah Karşısındaki Tavır
İnsan, dış görünüşüne önem verdiği gibi kalbî ve ruhî hayatı itibarıyla da dikkatli yaşamasını bilmelidir. Meselâ, insanın bir yerinde göze batacak bir şey varsa, dikkat çeker diye onu gizler. Yakası kıvrık kalmıştır, pantolonun paçası bozulmuştur; farkına varınca hemen onu düzeltir. Bunun gibi, kalbde bir inhiraf olduğunda, ruhta hedefinden sapma meydana geldiğinde de hemen harekete geçmesi lazımdır. Harekete geçip onun çaresine bakması, onu yoluna koyması gerekir.
Dipnotlar
- 12 Buhârî, isti’zân 49; Müslim, eşribe 100.